Yaptım, yapmadım...

By | Cumartesi, Şubat 25, 2017 Yorum yap

Buraya yazmadığım süre boyunca:
Yapmadım, babamın ölümünden itibaren gün saymayı bırakamadım ve depresyondan çıkamadım. (Tam dokuz ay oldu.)
Yaptım, annemle bir haftalığına Bursa’ya gittim. Bursa’yı neden sevmediğimi bir kez daha anladım. Ülkede Bursa diye bir şehir olmasa hiçbir eksiklik hissetmeyiz bence. Ya da Bursa’yı Hollanda’ya falan verelim, görsünler günlerini. Tek güzel yanı tiyatro ucuz, her yer sinema ve pazarlarda kuzukulağı var. Kestane şekerini evde de yaparız, ne var ki… Hatta ben otursam evde daha güzel bir Bursa yaparım. Bu olmamış bence.
Yapmadım, bu defa inat edip yatalak hasta gibi yirmi dört saatimi yatakta geçirmedim. Doktoruma gittim ve “Nasılsın” dediğinde hönkürerek ağlayıp “İyi değilim” dedim. Dört senelik doktoruma sümük çekip salya silerek rezil olduktan sonra rahatladım. Minnoşum ya. Sonra bana yeni piyasaya sürülmüş bir ilaç verdi. Daha iyiyim.
Yaptım, filtre kahve ve French press işinde uzmanlaştım, yani sanırım. Elimdeki Colombia ve Kenya kahveler bitince çiğ kahve çekirdeği alıp kendim kavuracağım ve öğüteceğim. Kesin bok gibi olacak, yaşasın!
Yapmadım, Bursa’ya giderken otobüsteki şoförün muavine anlattıklarına “Yok anasının amı” demedim, sakince dinledim. Şoför uzun uzun Şemdinli’de yetişen ters laleden ve güneşin yalnızca Sinop’ta denizden doğup denizden battığından da bahsetti. Devamında anlattığı palavraları dinlerken çantamın sapını ısırdım. Hasta olduğumu zannedip bana su getirdiler.
Yaptım, her gördüğüm yerde mango almayı bıraktım. Çünkü bence bok gibi bir meyve. Onun yerine Hindistan cevizi, pomelo, avokado falan alıyorum. Ayrıca kendimi avokado türlerini araştırmaya verdim. Artık tipinden, kabuğunun görünüşünden cinsini ayırabiliyorum. Çünkü çok lazımdı, dünyayı avokado kurtaracaktı.
Yapmadım, kilo almadım. Hatta bir buçuk ayda altı kilo verdim.
Yaptım, geçen akşam kapalı alan fobisi olan anamı zorla sinemaya götürdüm. Ata Demirer’in Olanlar Oldu filmini en küçük salona almışlar, her yer Recep İvedik denen iğrenç varlıkla dolu… Bir yandan filmi izleyip fıstık yerken diğer yandan annem panik atak falan geçirirse diye üç buçuk attım. Neyse ki film eğlenceli, seyirlikti. Güldük, eğlendik. Salonda iki torunuyla sinemaya gelmiş, yetmişli yaşlarında, başörtülü bir teyze vardı. Yanındakilerin biri kadın biri erkek gibi görünüyordu, teyze bize “Beni de kızlar zorla getirdi” deyince ben mal gibi arkamı dönüp “Ne, o kız mı?” dedim. Teyze “Sen ne sandın” dedi, ciddiydi. Geri kalan sürede koltuğa gömülüp çıt çıkarmadan tıkınarak filmi izledim. Teyze de sürekli “Ben bunu evde televizyonda da izlerdim, niye soktunuz beni bu deliğe” diye mızmızlanıp durdu.
Yapmadım, Arrival filmini pek beğenmedim. Ekşi’de hayatı boyunca Matrix dışında bilim kurgu izlememiş, en iyi bilim kurgu dizisinin Fringe olduğunu zannedenlerce beğenilmesine şaşırmadım. Filmin konusu güzel, işlenişi berbat. Öve öve bitiremeyenler filmin sözde dayanağı olan Sapir-Whorf teorisi hakkında çıt çıkarmıyorlar. Çünkü film mantık hatalarıyla dolu. Aman bana ne ya, herkes  çok biliyor nasılsa. Üşendim, yazmayacağım bu konuda.
Yaptım, yeni yıl kararlarımı yine gündemime aldım. Bundan sonra korkun benden! Hepinizin ağzına sıçacağım. Dünyanın en başarılı insanı olacağım, çok para kazanıp kendime teleskop alacağım. (Celestron) (Delirdi)

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa

0 kişi yorum yaptı, acaba ne dedi?: