Game of Thrones ve Sibel Kekilli çıkmazım

By | Cumartesi, Nisan 04, 2015 4 comments





A song of ice and fire, 2000'lerin başından beri takip ettiğim ve okurken pek keyif aldığım bir seri. Okurken büyüdüğüm kitaplardan sayarım, çünkü bu seriyi keşfettiğimde üniversiteye hazırlanıyordum, ergendim, çok asiydim, öyle böyle değil, üniversiteye gidince hayatım değişecek sanıyordum, heavy metal dinliyordum ve simsiyah gezmeyi cool sanıyordum. Aradan on yıldan fazla zaman geçti, şu an 30 yaşındayım ve elbette hayatım değişmedi. Hala siyah giyiyorum ama zayıf gösterdiğinden. Bir de hala George R. R. Martin denen tombalağın seriyi tamamlamasını bekliyorum. Evlenmiş, çocuk yapmış olsam o bile seriyi okuyacak yaşa gelecekti. İnsaf!

Dizi haline gelmesine başta sevinmiştim, sonra izlerken her "Ama kitabı daha güzel" diyen sinir bozucu insan gibi ben de mırın kırın etmeye başladım. Aşırı entellikten ölecektim, hiçbir boku beğenmemem lazımdı. Aslında başta en çok adına takılmıştım, neden diziye ilk kitabın adını verdiler diye kendi küçük dünyamda yapımcılara küsmüştüm. Game of Thrones adı Cersei kaltağının Eddard Stark'a "When you play the game of thrones, you win or you die. There is no middle ground" demesinden geliyor. Meali, "Taht oyunları oynarsan ya kazanır ya ölürsün. Ortası yoktur." Başta garip bulmuştum ama ticari zekayla bakınca Taht Oyunları isminin Buz ve Ateşin Şarkısı'ndan daha vurucu olduğuna ikna oldum. Neden pazarlama alanında iş bulamadığımı da buradan anla işte. Neyse, bu zırvalardan bahsedip seni oyalıyorum çünkü birazdan ne kadar kıskanç bir insan olduğumu anlayacaksın. 

Geçenlerde güzel bir haber aldım,  George R. R. Martin dizinin altıncı sezonunun senaryo ekibinde yer almayacakmış. Bunun nesi güzel dersen, 2011'den beri beklediğimiz The Winds of Winter'ı yani serinin altıncı kitabını yazacakmış. Hatta bir güzellik yaptı ve kitaptan bir bölüm de yayınladı. Üstüne bir de Arya Stark'ı oynayan Maisie Williams'ın diziden ayrılıp en büyük aşkım olan Doctor Who'ya geçtiğini öğrenince sanki hayatımda her şey şahaneymiş gibi kalkıp evin içinde kendi kendime dans ettim. 


Maisie Williams Tardis'te

Bu güzel haberleri aldım ama, ufak bir sorun vardı. George R. R. Martin'in bloğunu açtığımda karşıma şöyle bir başlık çıktı: My night with Sibel! 

Sibel Kekilli'yi Shae rolüyle izlemiştik evet de, George'un yanında ne işi vardı? Aman yarabbimdi, bu kadın nasıl oluyor da bu adamdan bu kadar övgü alıyordu! Kendimi duvardan duvara vurmak istiyorumdu, neden bunlar hep benim başıma geliyordu!! Sakinleşip yazıyı okuyayım dedim:

The lovely and talented SIBEL KEKILLI

Yok artık daha neler!

Sonra da demiş ki: I've met some wonderful people through GAME OF THRONES, and Sibel is one of them.  What an amazing, talented, courageous young woman.   And yes, I confess it: her Shae was better than my Shae.

Meali kısaca: Sibel şahane, yetenekli, über bir kadın, lustralseyahat'ten bile daha iyi ve evet itiraf edelim ki benim yazdığım Shae'den daha iyiydi! 


  
Kadın benim tombiğimle bir gece geçirmiş! Bununla kalsa iyi! Adam bir de Sibel için şarkı koymuş bloğa. 



Bunu gördükten sonra kıskançlıktan kendimi balina gibi karaya vurasım, olmadı adamın bütün kitaplarını toplayıp yakasım, sonra da üstüne işeyesim geldi. Sevgilim beni Sibel Kekilli ile aldatsa böyle kıskanmazdım. Zaten ne kıskanacağım, gayet güzel kadın, adam haklı derdim. Ama en sevdiğim yazarlara olan kıskançlığımın açıklaması yok. Düşünsene, benim on senedir salya akıtarak okuduğum adamın yanındaydı, insan der ki bir kitap imzalatayım lustralseyahat için. Düşüncesiz kadın!

Sibel Kekilli, gözüm üstünde! 😔

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa

4 yorum: