Çaydanlığın anlam ve önemi

By | Cumartesi, Eylül 27, 2014 2 comments






İnsanın ne istediğini bilmesi gibisi yok. Benim gibi kafasında milyon tane soru işareti olan biriysen işin zor. Yazıya seçtiğim fotoğraf Roland Deschain. Stephen King'in Kara Kule serisinin esas oğlanı ve en sevdiğim kurgu karakterlerden biri. Ne alaka? Okuduğum kitaplar içinde en sonuç odaklı bulduğum karakter kendisi. Bir kuledir tutturmuş gidiyor, seri boyunca vazgeçmedi. Ben olsam yolun yarısında "Başlarım büyücüsüne kulesine" derdim. İşte benim sorunum burada başlıyor. Bugün istediğim şeyi yarın çok gereksiz bulabiliyorum. Bugün sahip olamazsam ölecekmişim gibi davrandığım, uğruna kendimi yerden yere vurduğum ne varsa yarın "Hııı ben bunu istemiyorum ya" diye burun kıvırıp dayak isteyebiliyorum. Her konuda böyleydi bu. Sahip olursam hayatım kurtulacak, dünya şahane olacak sandığım ne varsa sahip olduğum andan itibaren "Hımmff bu muymuş"a dönüştü.

Yaşım 29 ve hala hangi mesleği yapacağıma karar veremedim, bundan öte ahmaklık var mı? İş arıyorum ama ne iş yapmak istediğimi bilmiyorum. Bir sabah "Denetim!" diye uyanıyorum, ertesi sabah "En güzeli pazarlama" diyorum. Zaten başvurularıma dönen de yok, bu açıdan oldukça istikrarlıyım. Kamu sektörü benim pek uzlaşamayacağım adamların elinde olduğundan oradan vazgeçtim zaten. Hayatımın sonuna kadar işsiz kalacağım.

Çaydanlık bu buhranlı dönemde önemli bir rol oynuyor. Normalde çay seven biri değildim ama evde kaldıkça çay içmezse ölecek hastalığına tutuldum. Ne zaman çaydanlığa su koyup odama dönsem sanki Silence görmüş gibi oluyorum. Doctor Who izleyenler bilir, Silence denen varlıklar yandaki gibi görünen uzaylılar. Bunları gördükten sonra arkanı döndüğün an gördüğünü unutursun. Sanki hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edersin. Eğer ikinci defa Silence görürsen "Aaa ben bunları daha önce de gördüm ama böyle tipsiz bir yaratığı gördüğümü nasıl unuttum" dersin, ama arkanı döndüğün an yine gördüğünü unutursun. Benim çaydanlıkla olan ilişkim de tam olarak bunun gibi. Ocağa koyup altını yakana kadar her şey şahane, arkamı dönüp mutfaktan çıktığım an pufff! Ne zaman çay suyu koysam ilk insandan başlayıp hangi iş ilanlarına başvuracağıma uzanan geniş bir yelpazede düşüncelere dalıyorum. Dün eski komşumuzun yaptığı makarnadan çıkan kurt bile geldi aklıma da çaydanlık gelmedi... Kocası sürekli kumar oynardı, bu da kızdıkça makarnaları arka bahçeye fırlatırdı. Haftada iki gün peynirli makarna olurdu evlerinde, biliyorum çünkü gördüm. Neyse, ben bunları düşünürken bir süre sonra mutfaktan bir koku gelmeye başlıyor, ve evet çaydanlık yanmış oluyor. Bir bardak demlenmiş bergamut aromalı çay için çektiğim rezilliğe değer mi sorgulamaya başladım.

Benim tam olarak anlayamadığım şekilde çaydanlık bir evin statüsü için önemliymiş. Annemin sürekli "Çaydanlık simsiyah olmuş, böyle kullanılmaz ki" diye homurdanmasına bakılırsa çaydanlıklarımız kararırsa, lekeli olursa kimse bizi sevmez ya da kast sisteminde alt sınıfa düşeriz. Bana kalsa o çaydanlığın tabanı ayrılana kadar kullanılır. Pis olmadığı sürece sorun yok. Ama anneme göre bakınca kendini göreceğin kadar lekesiz, pürüzsüz olması lazım. Çaydanlık önemli. Sık sık kireç çözücüyle temizlemek, dışını ovmak parlatmak lazım.

İşte şu an içinde bulunduğum ruh haline göre bir çaydanlık kadar bile önemim yok. Sadede geleyim, yarım saattir bunu düşünüp zırıldıyorum. Ülkenin en büyük EMO'su paylaştığı garip tweetlerle Hüseyin Avni Mutlu derdim ama sanırım ben ondan beter haldeyim. Gözlerimi kapatan perçemim eksik. Hüseyin Bey ne dersiniz, perçem kestirelim mi?









Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa

2 yorum:

  1. Çaydanlıkla ilişkin benim kine çok benziyor çok güldüm kendimi gördüm bir an internete takılınca köpeğimin havlamsıyla çaydanlığın yandığnı anlıyorum onu birde yıkamsı var ya o daha da zor :)

    YanıtlaSil