Herkes yerinde dursun, kimse ölmesin...

By | Pazartesi, Mart 04, 2013 Yorum yap


Kaybetmek biraz böyle...

Neden yazdığımı bile bilmiyorum şu an. Sanırım ağlamamak için.
Sabah doktordaydım. Devlet hastanelerinden neden nefret ettiğimi bir kez daha anladım. Sağlık sistemini, doktorların bir gün içinde bakmak zorunda oldukları hasta sayısını, çalışma koşullarını biliyorum elbette. Ancak bu, doktorun neden önündeki tablet bilgisayarda Candy Crush Saga oynadığını açıklamıyor.
-          Eski ilaca devam edelim.
-          Ama uyuyamıyorum onu içince.
-          Dozu artıralım, 300’lük olsun.
-          Beyefendi uyuyamıyorum dedim, dozu iki katına çıkarın demedim.
-          Ha uyuyamıyorsun. E olur öyle.

Hiç uzatmadan “Şu ilacı istiyorum” dedim, beyefendi ancak o zaman kafasını kaldırıp yüzüme baktı ilk kez. “Daha önce kullandınız mı” dedi. “Bilmem, kullandım mı acaba? Tabletinizden girip bir bakın. Olmazsa Candy Crush yazın bana.” dedim. Yan masadaki sekreter harıl harıl bir şeyler yazıyordu bilgisayarda, bir anda klavye sesleri kesildi. “Kavga geliyor” dedim içimden ama adam bir an önce oyununa dönmek için “Tamam” dedi. Ve cidden benim söylediğim ilacı yazdı. Keşke kafasına lolipop fırlatsaydım.
Hastaneden çıkınca eczaneye gittim. Kendimi bildim bileli aynı eczaneden alırız ilaçları. Öyle ki, sigorta kayıtlarımdaki ilaç reçetelerinin %70’i buradan. Kalanlar da Eskişehir’de yaşadığım sürede mecburen oradan aldıklarım. Yani bu eczacı benim sümüklü halimi de biliyor, ergenlikte aldığım sivilce kremini de, sınav stresiyle içtiğim antidepresanı da… Babamın geçirdiği tüm hastalıklar, kullandığı tüm ilaçlar, annemin tansiyon hapı, kardeşimin aşıları, her şeyin kaydı burada. Eczanenin önüne geldiğimde kepenkleri kapalıydı. Çalışanlardan biri kapının önünde sağa sola koşturuyor, birilerine bir şeyler anlatıyordu. Yanına gittim. Soru sormadım zaten, anlamıştım. Baktı, “Kaybettik” dedi. Söylemese de olurdu. İlk kez kapalıydı kepenkler, sahibinin öldüğü çok belliydi. Yoksa eczaneler pazartesi sabahları kapalı olmaz. Hele Yalçın abinin eczanesi… Birkaç yıldır kanser tedavisi görüyordu. Ama son gördüğümde gayet iyiydi, kilo almıştı. İlaçlardan tabii, sahte bir iyilik…
Ölüm konusunda her zaman aynı şaşkınlığı yaşıyorum. Hasta olduğunu bilsem de, bilmesem de değişmiyor. Kabullenmem zor oluyor. Çocukluğumdan beri orada bir yerde olan insanların ölmesinden çok etkileniyorum. Sanki etrafta tanıdık kimse kalmayacakmış gibi geliyor. Müslüm Gürses mesela… Şarkılarını hiç sevmezdim. Denk geldiğim yerde değiştirirdim. Ama ölmesin işte. Ben kanalları değiştirirken dandik çay reklamında göreyim onu. Ya da o bayık şarkısı çalsın, “Efff yine mi bu” diye trip yapayım, kanalı değiştireyim. Mehmet Ali Birand. Hiç sevmezdim. Gazetecilik anlayışına saya saya bitiremezdim. Ama kumandayı elime alınca onu görmeye alışmışım işte. Ölünce şoke oldum. Hiç sevmediğim biriydi, ama alıştığım biriydi. Orada durmalıydı. Televizyonda, sokakta, sağda solda görmeye alıştığım insanlar birer birer ölüyor. Ve bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yok. Tanrı olsam buna farklı bir çözüm bulurdum. Bence insanlar istekleri dışında dünyaya gelip sonra pat diye ölmemeli.

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa

0 kişi yorum yaptı, acaba ne dedi?: