Babamın göbeği ve kirpiler

By | Pazar, Ekim 28, 2012 1 comment



Evdeki bayram vahşetinden bahsetmiştim…
Sanırım yankıları sürüyor.
Ev adeta Fight Club. Tekme, yumruk ve her türlü fiziki saldırı yasak. Öldüresiye psikolojik şiddet serbest. 
Bu sabah misafirlerimiz gitti. Ama onların gitmesi bir şeyi değiştirmedi. Hala evin bir köşesinden birileri çıkıp “Misafiriz biz röööö” diyecekmiş gibi endişeliyiz. Babam her zamanki gibi “Ben ayak altında dolaşmayayım” bahanesiyle evden uzaklaştı. Eğer bir kaptan olsaydı sanırım gemiyi ilk terk eden olabilmek için kamarasından en yakın karaya çıkmasını sağlayacak bir düzenek kurdururdu. Adam son yıllarda huy edindi, işler karışınca sıvışıyor. Sanırım annemle tartışmamak için bulduğu en geçerli çözüm bu. Annemle olan tartışmalarının temel konusu babamın dev göbeği, kan şekeri ve iflah olmayan bir tatlı canavarı olması. Eğer bir atom bombası atılsa, ya da tsunami olsa babamın ilk aklına gelen şey yemek olurdu. ETİ’nin kek fabrikasında olan hasar onu evimizdekinden daha çok düşündürürdü. Ve bir Amerikan ailesi olsak sığınağımıza gitmeden önce babam kesinlikle anneme şunu derdi:
“Oouch! Marry, hayatım, bu zor günleri bir miktar keşkül ve belki de ev yapımı bir baklava olmadan atlatamayız. Sığınakta oklavamız var mı? Biz bir aileyiz! Haydi, baklava tepsisinin etrafında el ele tutuşalım ve dua edelim!”
Annem onca sözlü tacizle babamı zayıflamaya ikna edemediyse bence artık yapacak fazla bir şey yok. Zaten kendisi bayramın ilk günü annemle ona aldığımız kazağı beğenmedi. Bahaneleri de şunlar oldu:
-          Bu kazak çok genç işi.
-          Ben bu rengi sevmem ki!
-          Bunun cebi yok! Cepsiz tişört balkonsuz eve benzer! Aynısı göbeksiz erkek için de geçerli evet!
Tabii kazağı giydikten sonra asıl sorunun ne rengi ne cebi, elbette babamın kocaman göbeği olduğunu anladık. Mini etek giyip çekiştiren kızlar gibi, sürekli kazağı çekiştirip göbeğini kapatıyordu.
Bayramın ikinci günü teyzem yemeğe davet etti. Orada da tüm gecemiz “Kirpi görmeyen çocuk olur mu” konulu münakaşayla devam etti. Teyzemin eşi, dayımın iki çocuğunun hiç kirpi görmemiş olmalarını bir türlü kabullenemedi. Gecenin bir vakti üşenmeden sitenin aşağısındaki dereye gitti ve kirpi aradı. Ancak bu arayışı kirpi yerine iki adet yavru köpek bulmasıyla sonlandı. Madem kirpi bulamadım, çocukları parka götüreyim diye düşünmüş olacak ki soluğu sitenin çocuk parkında aldı. Ancak eve geldiğinde gözlerinden ateş çıkıyordu. Yaklaşık yarım saat homurdandı: Bu çocuklar olmamış, yetiştirememişsiniz, Rusların Almanların çocukları böyle şımarık değil! Bunlar birbirlerine taş atıyor parkta! Teyzemin “Misafirler gidince gösteririm ben sana” bakışı ve yengemin “Çok biliyorsan daha iyisini yetiştir” lafları ile çapraz ateş arasında kalan eniştem mutfağa kaçtı.
Tüm bunları yaparken eniştemin kanında bulunan alkol miktarından bahsederek aile sırlarımızı açıklamak istemem…
Alkol demişken, eniştemin sehpaya dökülen birasının köpüğüne parmaklarını batırıp yalayan 4 yaşındaki yeğenim ve sehpadaki birayı yalayan 6 yaşındaki ablası, ailemizin profesyonel sarhoşlar yetiştirdiği konusunda hepimiz için yeterince ikna edici oldu. Sanırım sülalede neden hiç bilim adamı olmadığı sorusunun cevabını bu bayram aldık.
Çevremdekiler beni detaycı olmakla suçlarken, dayımın yaptığı basın açıklamasıyla kardeşimin benden daha hastalıklı olduğunu öğrendim. Dayım çocukluğunda buna şarkı söyleyip oyalamaya çalışırken o saçma sorular sorarmış. Yaklaşık olarak şöyle bir çocukmuş:
-          Ordaaa bir köy var uzakta, gitmesek de, kalmasak da…
-          Dayı, köy nerede?
-          Orada işte.
-          Bizimse neden gitmiyoruz?
-          Dayıcım şarkı bu.
-          Neden köyde kalmıyoruz?
-          Lan!
Ali Baba ve çiftliği konusundaki performansı ise gözlerimi yaşarttı.
-          Ali Baba’nın bir çiftliği vaaaar!
-          Ali Baba kim? Babamın nesi oluyor?
-          Ali Baba işte, çiftliği varmış bunun…
-          Ee neredeymiş bu çiftlik? Bize mi vermiş çiftliği?
-          Soru sorma çocuk! Şarkı bu!
Yine de bayram komik değildi. Sıkıcıydı. Sanırım dünyayı ele geçirirsem ilk işim dini bayramları kaldırmak olacak. Yerlerine ne koyarım bilemiyorum. Bunu düşüneyim…
Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa

1 yorum:

  1. Enişte'nin terbiyesine hayran kaldım :D Bira ziyan olmasın diye çocuklarını iyi eğitmiş :G "O Bira bitecek çocuklar. Dost var düşman var için !." :D

    YanıtlaSil