Adeta Teletubbies gibiydik, öyle şirin öyle şişman

By | Cumartesi, Ağustos 11, 2012 5 comments


Akşam ofisin iftar yemeği vardı. Böyle söyleyince iman dolu bir ofis olduğumuz zannedilebilir ama toplamda üç – dört kişinin oruçlu olduğu on iki kişilik bir masaydık. Bir ateist olarak ben de her daim Allah korumuş, İnşallah diyorum. İftar masasında herkes gibi önce bir yudum su içiyorum. Bir gün abartıp “Yaleppim yaleppimmmm! Verdiğin nimetlere şükürler olsun” diye coşkulu hareketlerde bulunursam yadırganmamasını isterim. Samimiyetten değil aslında, sinsilikten.
Yemek bir otelin bahçesindeydi. Güzel mekan; Osmanlı dönemi, konak bahçesi derken baya havaya giriyorsun. Zaten etrafta fesli gençler şerbet dağıtıyor, canlı fasıl var. O fasıl ekibindeki neyzen kısmına sonra ayrıca değineceğim.
Yemek eğlenceliydi. İki patronumuz da geldi tabii. Bu arada patronlarımızdan biri gece boyunca masadaki kadınlara (ki masanın 4’te 3’ü kadın) diyet tavsiyeleri verdi. Patronumun “Şeker yok, tuz atma yemeğe, gördüm seni tuz attın! O kolanın içinde tam beş tane küp şeker var beş!” diye gözlerini belertmesine şahit olmak bende yıkıcı bir etki yaratmadı dersem yalan söylemiş olurum. Patronlar bazı konularda konuşmamalı. Çünkü ben dengesiz bir insanım. Zekam da yetersiz zaman zaman. O karmaşada yüz bulup “Ya sizce hangi ped daha iyi” falan diyebilirdim. Diğer patronumuz her zamanki gibi “Hepinizi seviyorum, harika bir ekip yehhu!” diye motivasyon çalışmaları yapıyordu. İnsan bazen ona kapılmak istiyor. Bir ara herkesin gözünde aynı pırıltıyı gördüm. O an birimiz kalkıp “Haydi” dese sesini titreterek, sanki hepimiz el ele tutuşup masanın etrafında döne döne dans edebilirdik. Teletubbies gibiydik, öyle şirin öyle şişman... Gerçi temizlikçi abla katılmayabilirdi. Ramazan olduğu için günahtır. Ama komşusunu arayıp günah olmadığını söyletirsek o da dahil olurdu. Kendisi komşusunun Otostopçunun Galaksi Rehberi’ndeki ‘her şeyi bilen robot’ gibi olduğunu düşünüyor. Zaman zaman benim de aklımdan geçmiyor değil… Mesela bilgisayara format atarken çıkan ‘kernel data inpage’ hatası konusunda temizlikçi ablanın komşusundan fikir almak isterdim. Neticede kendisi cehenneme gidip geri gelmiş bir insan. Komşuları toplayıp “Cehennemde etleriniz böööyle bööyle yanacak” diye geri bildirimleri var. İlginç.
Yemek saçma bir hal aldı. İlerleyen saatlerde herkes birbirine bok atmaya, ofisin camından atıp öldürmekle ya da basın kuruluşlarına yazı göndererek rezil etmekle tehdit etmeye başladı. Sanırım patronlarımız o dakikalarda “Bu ofisi kapatıp hepsini kovalım, zaten külliyen zarar bunlar” adlı beş yıllık kalkınma planlarını yapıyorlardı. Ama biz bir yandan yemeklere saldırıp diğer yandan birbirimize “Sen kendine bak”, “Bu var ya bu az sinsi değil”, “Yalakasın sen” gibi cümlelerle ahlaki seviyemizin yettiğince fikir teatisinde bulunuyorduk. Herkesin yüzündeki “Yarın siktim belanı” bakışı bir Rembrandt tablosu kadar şahaneydi.
Yemek bana yaradı. İşi bıraktığım için bana hediye almışlar. Sanırım hediyeye verdikleri paranın, uzun vadede bana vereceklerinden daha az olduğuna karar verdiler ehe mehe. Hediye şahane. Kırmızı, Sony marka bir fotoğraf makinesi. Deli gibi istiyordum. Zaten hediyeyi aldıktan sonraki yarım saat “Lan ben kimseye de söylememiştim bunu istediğimi, acaba ofiste msn konuşmalarımı mı okuyor bu ipneler” diye paranoya yaptım. Sonra benden başka kimsenin bilgisayarlarla ilgilenmediğini hatırlayıp sakinleştim ve masadaki cevizlere daldım. Bu kısma fazla değinmek istemiyorum ama duygulandım hediye verilirken. Patron kalktı ayağa birden, bana döndü konuşmaya başladı. Ben o esnada yandakilerin tabağından arakladığım peyniri yutmaya çalışıyordum. Nedense “Gördüm, peyniri aldığını gördüm adi şişko köpek” falan diyecek gibime geldi. Sonra “neyse ki” mal olduğumu hatırlayıp sakinleştim. Paketi bana uzattı, teşekkür etti ama ben algılayamadım. Gak guk ediyorum. Hayır zaten ne denir ki? “İyi olmuş bu hediye, aferin. Değişim kartı var mı?” falan mı diyecektim… Neyse ki o arada moda editörümüz “Eki eki paketi üç boyutlu yaptık bak sana özel” diye saçmaladı da ben salya sümük ağlayacağıma ona acıyan gözlerle bakıp “Senin fikrindi değil mi” diyerek içimdeki Amerikan filmi özentiliğini yaşatabildim. Ama sonra hemen yavşakça güldüm kıza, ayıp olmasın, iyi kızdır. Kutuyu açıp kırmızı bir fotoğraf makinesi gördüğüm an Nar Suyu'nun parmağı olduğunu anladım. O esnada masanın diğer ucunda tatil sonrası şopar karası teni ve penguenli elbisesiyle oturmuş bana bakıyordu. Fark ettim ama çaktırmadım. Yoksa ağlarım.
Yemekte verdikleri kaşıklar berbattı. Ama topluma uyum sağlamak adına tatsızlık çıkarmadım. Yamuk yumuk, üzerinde çorba falan durmuyor. Hoş değildi, ayıp. Yemeğin sonunda arabalara dağıldığımızda sekreterin “Beni unuttunuz dur ayol beni unuttunuz” diye arabanın arkasından yokuş aşağı koşması bendeki göt-göbek ve ağır çekim kavramlarını yeniden şekillendirdi. Ama bundan bahsetmek istemiyorum. Şu an daha önemli sorunlarım var.
Eve geldiğimde kırmızı bir fotoğraf makinem olduğu için oldukça keyifliydim. Sonra eski sevgilim çıktı piyasaya. Birkaç gün öncesine kadar benimle evlenmek istediğini söyleyen –son 6 senedir hem de- eski sevgilim biriyle tanışmış. Aşık olmuş. Bizim tanıştığımız tarihte tanışmış olmalarını evrenden gelen bir mesaj olarak değerlendiriyor. Öyle de samimi bir insan kendisi. Umarım 48 saattir tanıdığı ve aşık olduğu o kadınla evlenir ve hayatımın kalanında kimseye “Ya bak aslında iyi çocuktur ama bazen böyle garipleşir o, takılma sen” diye açıklama yapmak zorunda kalmam, hatta bebelerine küçük altın gönderirim. Tabii külçe altın fiyatlarına da bakmak lazım.
Eylül’ün 10’undan itibaren işsiz, parasız, evsiz bir insan olacağım. Bu bohem hayat fikri beni o kadar heyecanlandırıyor ki içim içime sığmıyor. Çünkü ishal oluyorum stresten. Evet bu hikayedeki mal benim.

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa

5 yorum:

  1. acaba ofiste msn konuşmalarımımı okuyor bu ipneler? :)) çok komik çok güldüm..
    bazen bende paranoya yapıyom böyle :)
    çok güzel anlatmışsın yine herşeyi..
    aylardır o işsiz,parasız grubundayım :)

    YanıtlaSil
  2. Ya ofisteki bütün bilgisayar işlerine ben bakıyorum hani biri okusa o da ben olurdum zaten. Sonradan aklıma geldi=) Aylarca iş bulamazsam sıçtım ya of of :(

    YanıtlaSil
  3. Sen Eskişehir'de yaşıyormuşsun ya bilseydim yardımcı olurdum da artık ben gidiyorum Eskişehir'den.

    YanıtlaSil
  4. gözün aydın bi de ben kurtulabilsem buradan :)

    YanıtlaSil
  5. Daha sexi şeyler anlat :)

    YanıtlaSil