Pms döneminde kıymanın marjinal maliyeti

By | Pazar, Ocak 15, 2012 3 comments



Et yemekten oldum olalı hoşlanmam. Tiksiniyorum, yutarken boğazıma takılıyor. Ama B12 eksikliği yüzünden de sersem gibi gezdiğim oluyor. Ne yaptıysam olmadı, o B12 hep eksik kaldı. Bu pazar günü dedim ki, hayatımdan karbonhidratı çıkarıyorum. Bundan sonra gelsin proteinler gitsin kilolar. Tabii akşam çok içtiğim ve kusana kadar cips, kızartma yediğim için çok inançlıydım. Tiksinmiştim karbonhidrattan.

Buzdolabının tek işlevinin bana bolca elektrik faturası yüklemek olduğunu fark ettiğimde dolabın içinde oradan oraya salınan portakalı yakalamaya çalışıyordum. Bari gidip alışveriş yapayım dedim. Markette kulağımda kulaklık çok enerjiğim. Sebze reyonundan bakliyatlara, oradan donmuş gıdalara balerin edasıyla salınıyorum. Görsen kesin dünyanın en mutlu insanı dersin. Tek düşündüğüm akşam ne pişirsem, hangi marka salça alsam, dondurulmuş mu konserve mi... Dondurulmuş gıda dolabına gittim. Amaç protein almak. Kocaman kutularda köfteler var ama hepsi yaratık gibi görünüyor gözüme. Alsam yiyebilir miyim acaba? İçindekiler kısmını okumadan da hiçbir şey almam ben. Dur bakalım içinde ne varmış...

A ha! Protein diye alıyorum ama içinde karbonhidrat dolu bunun! Bisküvilik un mu ararsın soya unu mu ararsın hepsi var! Yan gözle kasap reyonundaki görevliyi kesmeye başladım. O da "Gel bana, gel bana bebeyim" dercesine bakıyor. Gittim. Hayatımda ilk defa şu cümleyi kurdum:

- Yarım kilo kıyma alabilir miyim?

Kıymayı aldım ama dokunamıyorum bile, paketin ucundan tutuyorum. Bir yandan da "Ulan acaba bu kıymanın marjinal maliyeti ne ki? Biraz ucuz muydu bu?" diye deli düşünceler var kafamda. Eve geldim, aldıklarımı dolaba yerleştirdim. Annemi arayayım da kıyma aldım diyeyim, sevinsin kadın diye düşündüm. Hiç öyle garipseme! Kadının hayatı bana et yedirmeye çalışarak geçti. 8 sene kırmızı et, balık, tavuk ne yedim ne yenilen ortama girdim. Sonunda B12 eksikliğinden hastanelik olunca ayda 2 köftede anlaştık. Genelde onu da yedikten sonra kustuğum için, sikerim ya yemiyorum dedim.


Neyse, aradım:

- Aloooovv! Anneeee nasılsın?
- İyiyim kızım, dışarı çıkıyordum tam. Sen nasılsın?
- Ehe öhö anne ben kıyma aldım! Hem de yarım kiloooo!
- Aaaaaaaaaaa! Ay hemen pişir ye yarına kadar sen vazgeçersin kediye verirsin o kıymayı!

Bu esnada tipik oğlak burcu erkeği olan didaktik babamın sesi geliyor arkadan:

Baba - Kıyma mı almış? Ne kadara almış kilosunu?
Lustral - Öeee şu kadara aldım, ne oldu ki anne? Neden soruyor?
Anne - Aman sen ona bakma kızım. (Bir yandan da babaya dönüp kıymayı kaça aldığımı söylüyor)
Baba - At o kıymayı at! O fiyata kıyma olmaz! Adama at eti yedirirler. Ben size demiyor muyum et alırken ucuzuna kaçmayın, bilmediğiniz şeyi almayın!
Anne - Sen karışmasana ya!
Lustral - Öhü. Anne yaa atayım mı? Kediye vereyim madem pişirip.
Baba - Sor bakalım ne renkmiş kıyma? O gittiğinde mi çekmişler yoksa pakette çekilmiş olarak mı satılıyormuş? Hangi marketten almış?
Anne - Duydun mu soruları?
Lustral - Duydum. Ya pembe işte, bildiğimiz kıyma . Paketlerde satılıyordu çekilmiş.

Anne bunları babaya aktarır.

Baba - Hah! Bakteri yuvasıdır o! Kim bilir ne zamandır öyle pakette duruyor!
Lustral - Tamam yaa tamam yemem ben onu! Atıyorum kıymayı! Kedime de vermem zehirlenir. Tamam söyle babama atıyorum! Bir daha da almam et falan taam mı ühühü!
Anne - Yahu kızım saçmalama! Babana bakma sen!
Lustral - Bana ne yaa ühühühü istemiyorum bakteri dedi çürümüş et dedi içim kalktı.
Anne - Ya o Uğur Dündar sanıyor kendini bırak sen onu. Git köfte falan yap kendine mis gibi ohh!
Lustral - Ben kapatıyorum anne. Ühühüh.


Ciddi ciddi yarım saat ağladım şu salak diyalog için. Yarım kilo kıyma almayı bile beceremiyorum, benden bir bok olmaz, vay ben zaten ne işe yararım diye başladım; kıymayı dolaptan çıkarıp sinirle duvara yapıştırdığımda işi falan bırakıp bir köyde çiftçilik yapmaya başlamıştım kafamda.

Derken babam aradı. Bana uzun uzun et almanın inceliklerinden, bozuk etin zararlarından bahsetti. Aslında adamın canı bildiğin oğlak çevirme ve rakı istemiş de benim kıymamdan almış hıncını!

- Baba ben o kıymayı duvara yapıştırdım.
- Tamam, al onu oradan. Şimdi söyleyeceğim baharatları koy içine köfte yap!
- Baba?
- Rakı var mı rakı? Bir duble de rakı koy kendine. Annen fırça atmasa ben de içerdim ama doktor yasaklamışmış, eskiden içtiklerime sayacakmışım!
- Akşam çok içtim, canım içmek istemiyor baba ya.
- Ne içtin akşam?
- Ya baba junky misin? Niye sapık sapık sorular soruyorsun!? Hem annemin dediğine göre aşırı kilo almışsın. Ne zaman rejim yapacaksın?
- Bu evde beni adam yerine koyan yok zaten!

Çat!

İşine gelmediği noktada tribini atar telefonu kapatır benim babam. Yerim.


Regl olmaktan daha çok nefret ettiğim şey şu pms sendromu! Her şeye ağlayan, herkesten nefret eden bir gudubet oluyorum. Kimse beni sevmiyor:(





Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa

3 yorum:

  1. Ahahah lan o kıymayı bana gönderseydin duvara atacağına ben köfte yapar yerdim.

    YanıtlaSil
  2. Yaaee bırak allasen! Kıymayı attım. Ama duvardaki leke nasıl çıkacak onu bilmiyorum. Sabunlu suyla sileyim duvarı bari.

    YanıtlaSil
  3. anneme göre ciff ve porçözz herşeyi çıkartıyor bi dene :)

    YanıtlaSil